İyi Beslenme

22/3/2007

**Badem, Rezene ve Havuç.Mutlaka Bakınız!!

Badem / Amygdalus Cammunis

H. Kemal ÇAĞIN

Bitkinin tatlı ve acı tohumlu iki çeşidi var. Yenebilen tatlı badem tohumları çerez olarak tüketiliyor, ayrıca çeşitli yiyeceklerin hazırlanmasında, bademyağı ve badem unu yapımında kullanılıyor.

Genel olarak şeftali ağacına benzeyen, ama 8 metre yüksekliğe ulaşabilen boyuyla şeftali ağacından biraz daha yüksek ve daha uzun ömürlü olan badem ağacı, beyaz ya da pembe çiçekleriyle donandığında çok güzel bir görünüm alır.

Başlangıçta şeftaliye benzeyen tüylü meyvesinin derimsi dış kabuğu olgunlaştığında yarılıp açılıyorr ve tohum serbest kalıyor. 

Eskidünya’da badem genellikle aile içi tüketime yönelik olarak küçük çapta ve başka meyve ağaçlarıyla birlikte yetiştirilirdi; bitkinin koşullara dayanıklılığı, verimi ve ömrü ağaçtan ağaca değişir ve meyvelerin toplanması, tohumların çıkarılması gibi işlemler genellikle elle yapılırdı.

Bugün çağdaş yetiştiriciler, geliştirilmiş çeşitlerin üretimine eskisinden daha çok özen gösteriyorlar. Acı bademin bileşiminde, tatlı bademde de bulunan sabit bir yağ (yüzde 50), ayrıca emulsin adıyla bilinen ve su eşliğinde glikoz veren bir enzim, hidrosiyanik (prüssik) asit ve benzaldehit adıyla bilinen acı badem esansı (uçucu yağ) bulunuyor.

Hidrosiyanik asidin ayrılmasından sonra geriye kalan acı badem esansı yiyeceklere ve likörlere koku vermek için kullanılıyor. Acı bademin, ağız yoluyla alındığında yumuşatıcı, öksürük kesici ve solucan düşürücü etkisi olmakla birlikte, yüksek dozda alındığında zehirlenmelere yol açabiliyor.

Badem tohumlarında az miktarda protein, demir, kalsiyum, fosfor ve B vitaminleri ile yüksek oranda yağ bulunuyor. Kabukları soyularak taze ya da kavrularak yendiği gibi, pasta, tatlı ve şekerlemelerde de çok kullanılır, Bademden yapılan yiyeceklerin en bilinenleri acı badem kurabiyesi ile badem ezmesidir. Ayrıca Asya ülkelerinde bazı et, tavuk, balık ve sebze yemeklerine de badem katılır. Bademyağı ise eczacılıkta çeşitli bileşimlerin hazırlanmasında, özellikle yumuşatıcı olarak ve yaraları iyileştirmek için kullanılır.

Çin basma ustalarının kullandığı desenlere de esin kaynağı olan badem ağacı, İran ve Çin’de 3500 yıldan beri yetiştiriliyor.

Badem Ezmesi

Ezilmiş badem içi, şeker ve yumurta akından yapılan, biçim verilebilecek kıvamda şekerleme türüdür. Yumuşak badem ezmesi, pasta ve şekerlerde dolgu malzemesi olarak kullanılır.

Daha sert kıvamda olan badem ezmesi ise geleneksel olarak minyatür meyve, sebze, çiçek ve deniz yaratığı gibi biçimlere sokulur ve buna uygun olarak renklendirilir. Şekerlemeciler badem ezmesi yaparken genellikle iki yöntem kullanırlar.

Alman usulü badem ezmesi: ezilmiş badem ve şeker bir kapta karıştırıldıktan sonra kuruyana değin ısıtılır ve soğuduktan sonra glikoz ile şekerli krema eklenmesiyle yapılır.

Fransız usulü badem ezmesi: yapılırken ise ezilmiş bademler pişirilmeksizin doğrudan kaynatılmış şekerli su ile karıştırılır. Böylece daha lezzetli, ince dokulu ve daha beyaz görünüşlü badem ezmesi elde edilir. Türkiye’de badem ezmesi geleneksel bir şekerleme sayılır. Badem içi, bir dakika süreyle haşlandıktan sonra kabukları soyularak kurutulur ve mermer dibekte dövülerek toz haline getirilir. Daha önce hazırlanarak soğutulan şerbet, yavaş yavaş dövülmüş bademin üzerine dökülür ve karıştırılarak yedirilir. Mermer tezgah üzerine serilen şekerli badem bir süre dinlendirilir. Daha sonra ezilip yoğrularak topak haline getirilir.

Topaklar oklavayla iki parmak kalınlığında açılır ve birkaç santim boyunda kesilerek çeşitli biçimler verilir.

Badem ezmesinin içine yoğrulurken yumurta akı ve bazı kokulu maddeler katıldığı, üstüne rendelenmiş hindistancevizi serpildiği de olur.

Badem Yağı / Oleum Amygdalae

Bademin olgun tohumlarının soğukta sıkılmasıyla elde edilen bir yağdır. Bu tohum yüzde 50 oranında yağ taşır. Badem yağı, soluk sarı renkli, hafif kokulu ve ceviz tadında bir yağdır.

Eski aktarlar badem yağı elde etmek için bademleri değirmen taşında ezer ve çıkan yağları tenekelere doldururlardı. Özellikle bebekler için müshil olarak kullanılan acı badem yağı, içerdiği hidrosiyanik asit nedeniyle güçlü bir zehir olmasına karşın halk arasında bebeklere kabızlığı geçirmesi için yalatılırdı. Günümüzde ise bademden dışarıdan kullanılmak şartıyla yumuşatıcı, yara tedavi edici, yanıkları iyileştirici ve saçları gürleştirici olarak faydalanılıyor.

Rezene / Foeniculum Vulgare

MAYDANOZGİLLER (Apiaceae) familyasından kokulu otsu bitki. Raziyene olarak da bilinir. Anayurdu Güney Avrupa ve Anadolu’dur. Hoş kokulu tohumları için ABD’de, İngiltere’de ve Avrupa’nın ılıman kesimlerinde tarımı yapılır.

Türkiye’de doğal olarak yetişmesine karşın ekimi yapılmaz. Rezene çoğunlukla bir metreye kadar boy atan çok yıllık bir bitkidir. İpliksi bir görünüm sergileyen ince parçalı yaprakları vardır. Küçük ve sarı renkli çiçekleri şemsiyemsi salkımlarda toplanmıştır. Yeşilimsi ya da sarımsı kahverengi tohumları silindir biçimli ve hafif kıvrıktır, sırtında da beş yatık çıkıntı bulunur. Bunlar her ne kadar tohuma benzerse de, aslında botanik bilimi bakımından tohum değil, meyve olarak kabul edilir.

Tarihte rezene

Rezene klasik Yunanca’da Marath (w)on adını alırken (Maratuwo biçiminde yazılır) bir zamanlar adını verdiği Attika Ovası’nda bolca yetişirdi. Burası M.Ö. 490’da, Yunan komutanı Miltiades’in Pers saldırısını geri püskürttüğü ve er Pheidippides’in (diğer adı Ariston) zafer müjdesiyle Marathon’dan Atina’ya 40 km’lik koşuyu gerçekleştirdiği ovadır. Marathon sözcüğünde aynı zamanda, insanoğlunun ateşi keşfedip, yemek pişirmeyi buluşunun kökenindeki söylence vardır. Çünkü Prometheus, tanrılardan çaldığı içten içe yanan bu paha biçilmez nimeti, dev bir rezenenin içinde getirir.

En eski kültür bitkilerinden biri olan Rezene, Romalılar tarafından da iyi değerlendirilmişti. “Bir gladyatörün güçlü ve haşin olmasını istiyorsanız, yemeklerine rezene katın. Eğer o savaşır ve yenilirse ölüsüne rezeneden çelenk takın.” Uzun ziyafetler döneminde Romalı savaşçılar sağlıklarını korumak, kadınları ise şişmanlığı önlemek için rezene yerlerdi. Çünkü tohumları gaz söktürücü olarak kullanılan ve genç sürgünleri ise sebze olarak yenen rezene, koku vermek amacıyla da şekerleme likör, pasta ve ilaçlarda kullanılırdı. Sonradan bu uçucu yağ-katı yağ, sabun ve parfüm sanayinde de kullanılmaya başlandı.

Kullanım alanları

Rezene halk arasında gaz söktürücü, mideyi ve gözü kuvvetlendirici olarak kullanılır. Süt artırıcı etkisi sayesinde annelerin severek kullandığı rezenenin yaprağı, yara iyi edici, kökü ise idrar çoğaltan bir işleve sahiptir. Uçucu yağ ve katı yağ çıkarıldıktan sonra kalan küspe, yüzde 22 kadar albümin ve değerli enzimler taşıdığından çiftlik hayvanları için iyi bir gıdadır. Rezene kökü, sap ve yaprakları aroma ve dayanıklılık sağladığından, turşuculukta geniş ölçekte kullanılır. Bu etkileri eski Mısır ve eski Mezopotamya’da da bilinirdi. Nitekim rezene, eski Mısır ve eski Mezopotamya’da “Materia Medica”larında kayıtlıydı. Anglosaksonlar ise şeytana karşı olan gücü nedeniyle rezeneyi dokuz yararlı ottan biri sayardı. İmparator Şarl iyileştirici özelliklerinden ötürü 812 yılında rezenenin imparatorluk bahçesi için gerekli olduğunu söylemişti. Yine İngiltere Kralı II. Edward’ın doktoru olan Gaddesdenli John (1280 -1361) körlük tedavisinde, rezene ve maydanoz şarabı kullanılabileceğini gösterdi.

Yemek kültürleri içinde, rezene tohumları soslar, balık yemekleri ve ekmekte kullanılırken yeni sürgünleri kış salatalarında değerlendirilirdi. Özellikle Hint yemeklerinin sonunda rezene içeren bir çay, ağır besinlerin sindirimine yardımcı olduğundan tercih edilirken, Floransa’da kökü, çiğ olarak dilinip ya da rendelenerek salata ve sandviçlere konurdu. Bileşimindeki uçucu ve katı yağların yanı sıra, albüminli maddeler nişasta, provitamin, flavonlar, bergoptan ve storin içerikli cumarin bulunan rezene, iştahsızlık, sindirim zorlukları ve safra kesesi rahatsızlıklarına karşı etkisiyle, kronik mide mukoza iltihabına karşı başarıyla kullanılan bir bitkidir. Rezene çayı, bu bakımdan çok faydalıdır. Ayrıca iştah açıcı olarak yemeklerden yarım saat önce, sindirimi uyarmak ve şişkinliği gidermek için ise yemekten sonra, tatlandırılmadan tüketilmelidir.

Göz banyoları için ise 1-2 yemek kaşığı rezene tohumu havanda hafifçe ezilir, bir litre kaynar suyla haşlandıktan sonra, büyük bir havluyla baş örtülür ve gözler 5-10 dakika boyunca bu buhar banyosundan yararlandırılır. Rezene, bileşimindeki katı ve uçucu yağlar nedeniyle etkin olduğundan, bu banyo ısıtılarak ikinci kez, aynı amaçla kullanılabilir.

Havuç / Daucus Carota
Maydonozgiller (Apiaceae) familyasından, iki yıllık otsu bitki ve bitkinin sebze olarak değerlendirilen kökleri. Anayurdunun Afganistan ve komşu ülkeler olduğu sanılıyor.

ABD, Avrupa ve öbür ılıman ülkelerde yaygın olan yabani havucun, bugün tarımı yapılanın atası olduğu düşünülüyor. Akdeniz yöresinde Hıristiyanlık öncesi dönemlerde, Çin ve kuzeybatı Avrupa’da ise 13. yüzyılda havuç tarımı yapılmıştır. 20. yüzyılda karotenin (provitamin A) değerinin anlaşılması karotence zengin olan bu bitkinin besin kaynağı olarak önemini artırmıştır. Bugün ılıman kuşakta büyük miktarlarda havuç tarımı yapılıyor.

İki yıllık bir bitki olması nedeniyle havuç, ilk yıl toprak üzerinde dik rozetler oluşturan ince parçalı yapraklar ve toprak altında etlenerek gelişen bir kazık kök ile buna bağlı ince yan kökler oluşturur. İkinci yıl ise yaprak özetlerinin içinden 60-100 cm uzunluğunda dallanmış çiçek sapları çıkar. Ana ve yan dalların ucunda pembemsi beyaz renkli çiçeklerin oluşturduğu çiçek kümeleri (bileşik şemsiye) bulunur. Sarımsı gri renkli ve dikenli tohumları vardır. Havuç makineli tarıma en uygun sebzelerden biridir. Taze havuçlar düzgün, lekesiz kabuklu, sıkı ve gevrek etli olur. Parlak turuncu rengi, yüksek karoten içeriğini gösterir. A, C, B1 ve B2 vitaminlerince zengin bir ürün olan havuç, çiğ olarak ya da pişirilerek tüketilir. Tohumlarından halk arasında gaz söktürücü, idrar artırıcı, adet getirici ve mide ilacı olarak yararlanılır. Havuçtaki kompleks karbonhidratlar vücuda ererji verir. Sindirimi kolay olan havuç suyu, karaciğerin safra salgılamasına ve kolestrolü dengelemesine yardım ettiğinden tüm sebze suları içinde en önemlilerindendir. Kaldı ki, havuçtaki alkalin mineralleri sinir sistemini korurken, ince bağırsak duvarlarını da çalıştırır ve düzenler. Bir de cildin güneş ışınlarına karşı korunmasına da yardım eder ki, bu özelliğiyle açık havada dolaşmayı sevenler için koruyucu işlev görmesi açısından son derece önemlidir.

Aşırı havuç suyu içildiğinde cilt hafif portakal rengi alırsa da bunun bir zararı söz konusu değildir.

Havuçlar kirli olsa bile kabuğunu soymamak gerekir. Çünkü yarım kilogram havuçta 30 mg C vitamini, B1-B-B6 vitaminleri, kalsiyum, demir ve potasyum mineralleri bulunur ve bunların büyük bölümü kabuğun altındadır. Kabuğu soyulduğunda havuç besin değerinden çok şey kaybeder. Havucun kabuğunu soymak yerine musluğun altında hafifçe fırçalamak yeterlidir.

Havuç tohumu (Daucus Carota)

Havuç bitkisinin tohumlarında A vitamini, şeker ve karoten maddesi vardır. Havuç bitkisinin tohumları kuvvet verici ve iştah açıcı olarak kullanılır. Kansızlığı giderici, deriye canlılık verici, ve karaciğer rahatsızlıklarında rahatlatıcı olan havuç tohumundan adet söktürücü olarak da yararlanılır.

Zindelik için

Jay Kordich, “Meyve ve sebzelerin gizli güçleri” kitabında şu tarifi verir:

6 adet kum havucu, 2 sap kereviz, 1 avuç maydanoz, 2 diş sarmısak

Havuçları temizleyip, 5-6 cmlik parçalar halinde doğrayın. Sarmısakla başlayarak sebzeleri sıkacaktan geçirin. Bu içecek özellikle bağışıklık sitemini ve vücudun direncini artırarak zindelik verir.

 

Kaynak


Yorum yaz! :: Arkadaşına Gönder!

1 yorum yazılmıştır

  1. Yazan: isimsiz | Tarih: 2007-09-22 16:42:13
    Konu: bilgilerle ilgili
    Yazdıklarınız,bilgiler çok güzel.Ağzınıza,elinize sağlık.Bozkurt VATAN

    Bağlantı »

« Önceki :: Sonraki »
Google
Turkiye'nin Beslenme Portali